Türkiye Barış Manço’yu arıyor

Türkiye Barış Manço’yu arıyor

Türkiye geçtiğimiz haftaya şok bir haberle girdi. Pazartesi sabahın erken saatlerinde insanlar hiç beklemedikleri bir haberle güne başladılar. 40 yıllık sanatçı Barış Manço geçirdiği kalp krizine yenik düşmüştü. İlk duyanlar kulaklarına inanamadılar ve peşinden göz yaşları sökün etti kalplerden. Kara haber tez duyulurdu, öyle de olmuştu. Bir türlü inanılmak istenmeyen o haber, Edirne’den Ardahan’a, Kazakistan’dan Avustralya’ya, hatta onun çok sevdiği Japonya’ya kadar bir çırpıda ulaştı ve gözyaşlarına dönüşüverdi. Bütün Türkiye ve sevenleri onun için ağlıyordu…

Peki, ünü Türkiye sınırlarının çok ötesine ulaşan ve şarkıları birçok dile çevrilen “Çağdaş Çelebi” Barış Manço’yu bu kadar “sevgili kılan” ne idi? Bu sorunun cevabını aslında bir çırpıda söylemek çok zor; ancak görünen o ki, herkes onun sıradışı kişiliğinde, kendisinden bir parça buluyordu. Barış’ın ardından ortaya çıkan ve çok az sanatçıya kısmet olan bu sevgi seli, hem onun müzik tarzı hem de kişiliğinden kaynaklanıyordu.

Türkiye’nin Batıya açılan kapısı Galatasaray Lisesi’nden sonra Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nde aldığı eğitim aslında onu bir çok insanda gördüğümüz gibi kendi değerlerinden uzaklaştırabilirdi. Ama öyle olmadı, her nedense bu eğitim çizgisi onu öz değerlerinin kapısına getirdi. Batı dilleri, Batı muziği ve Batılı değerler dünyasında yaşayan Barış bu hayat çizgisinin devamında kendi kültürünü keşfe başladı. Bir anlamda “evine dönüyordu”. O, hayatının sonuna kadar tekemmül ettireceği terkibi Anadolu’nun tozlu yollarında, bohem sanatçıların uğramadığı köylerde bulacaktı. Ve buldu da. Bir bal arısı gibi dolaştığı her çiçeğin özünü, özüyle birleştirerek meyveler sundu dinleyicilerine. Barış, “Kurtalan Ekspres”i ile dolaştığı Anadolu’da, milletini ve onun değerlerini tanıyor, kendisiyle, tarihiyle, kültürüyle barışıyordu.

Kaldı ki, şekil olarak halktan uzak bir görüntüsü olsa da, “Dağlar Dağlar”, “Gesi Bağları”, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”, “Gülpempe”…gibi şarkıları ile “Anadolu Rock”ının en güzel örneklerini sunmuş ve geniş halk kitlelerine bu tarzı sevdirmişti. Evet, o yetiştiği Batı kültürünün hamurunda, Anadolu müziğini yoğurmuş, Doğu ile Batı’yı bir bakıma sentezlemişti. Suni olmaktan uzak bu tarz da, geniş halk kitleleri tarafından sevilmişti. Bunu başarmasında müzik eğitimini Batıdan almasına karşın, annesi Rikkat Uyanık’ın bir halk müziği sanatçısı olmasının da etkisi şüphesiz büyüktü.

O müzik alanında gerçek bir üstad idi ama sadece bu özelliği onun gönüllerde taht kurmasının nedeni değildi. Onun en önemli özelliği halkla kurabildiği samimi diyalogdu. O sadece bir müzik adamı değildi. Türkiye’nin sesi olan besteleri ve yorumlarından başka televizyon programcılığı ile başka boyutları ortaya çıktı. O artık kitlelerin “Barış Çelebi”si idi. Katettiği 500 bin kilometrelik yol güzergahında gezdiği 150 ülkeyi sıkmadan izleyicilerine aktardı. O aynı zamanda, çocukların “Barış Ağabeyi” idi. İnsanlara birşeyler öğretmek için gayret sarfediyordu. TV onun için en önemli araç oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse bu aracı en iyi şekilde ve doğru yönde kullandı. Bugün yediden yetmişyediye gerçekten herkes tarafından anlaşılıyor ve sevilebiliyorsa bu onun kalp ve vücut dilini en iyi şekilde kullanmasından kaynaklanıyordu.

Ev, cami, mezarlık ve onbinler

İstanbul’un hiç de alışık olmadığı soğuk “ayaz” günlerde, onbinlerce insanı üç gün boyunca evinin ve naaşının etrafında toplayan sırlar da buydu işte.

Barış Manço’nun vefat ettiği haberinin duyulmasından itibaren çocuktan yaşlıya onun tabiri ile “7’den 77’ye” insanlar evine koştu. Kadıköy Moda’daki evi çiçek bahçesine döndü. Bu muhteşem bir görüntü idi. İnsanlar saatlerce onun hatıra defterine birkaç satır yazmak için beklediler. Soğuğu Barış Ağabeyleri’nden okudukları şarkılar, acılarını da gönderdikleri dualarla aşmaya çalıştılar.

Yalnız evi değil Taksim’de AKM’de yapılan “devlet töreni” de her ne kadar devlet orada olmasa da, milletin büyük teveccühüne mazhar oldu. AKM salonu ve balkonları tamamıyla doluydu. Fakat içeridekinden daha kalabalık bir insan seli de dışarda bekleşiyordu.

Levent Cami ise “devlet töreni” sebebiyle tercih edilmişti. Fakat aslında o Mimar Sinan’ın bir selâtin camiine yakışırdı ve cemaati de ancak oralara sığabilirdi. Cami avlusunda insanlar balık istifi namaz kıldılar. Mihrabat Mezarlığında da binlerce insan yine oradaydı. İnsanlar ailece mezarlığa geliyordu. İnanılmaz bir ilgi, alâka ve sevgi yaşanıyordu.

Çocuklar Adam Oldu!

Barış Manço çocuklara yönelik eser ve program yapan ender sanatçılardan biri idi. Onlara “Arkadaşım Eşşek”, “Ayı” gibi şarkılar hediye ediyor, TV’de onlara okullarda verilemeyen hayat bilgileri veriyor ve bunları sevdirerek öğretiyordu. İşte Barış Ağabey’in senelerini verdiği adam olacak çocuklar onun cenazesinde birer delikanlı olarak, onun arkasında saf tuttu, Fatihalar gönderdi, şarkılar söyledi, alkışladı, tekbir getirdi.

Barış Manço’nun cenazesindeki binler, şüphesiz bu çocuk ve gençlerden ibaret değildi. onun Anadolu ezgilerini modern tarzda yorumlayan müziğinin hayranları büyükler de oradaydı. Zira, “beyefendi” ve “sevgi dolu” yaşam tarzını, paparazzi skandallarından uzak, mazbut aile yaşamı ile birleştirdiği için onu büyükler de en az küçükler kadar sevmişti. O programlarını, “reyting uğruna” kurban etmemiş, sululuklardan kaçınmıştı. O ilk siyaset girişiminde, kalp krizi geçirerek başarısız kalsa da, geniş kitleleri etkilemeyi başarmıştı.

Sanat dünyasının Özal’ı oldu

Barış Manço’nun ölümü ile ortaya çıkan bu “sevgi aysbergi”, herkesin aklına Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın ani ölümü karşısında gösterilen sevgi selini akla getirdi. Evet, o her kesimin sevgisini kazanmada, sevgisi ile “dört eğilimi” birleştirmede ve sıradışı, yenilikçi kişiliği ile gerçekten de sanat dünyasının Özal’ı gibi oldu. Devlet Sanatçısı da olan Manço’nun cenazesi sırasında taşınan “Milletin Sanatçısı”, “Gözlerinde yaş gönlümde sızı unutamayacağız seni”, “Kazak Türk Koleji Mezunları”, “Dünyanın diğer ucundan geliyoruz. Seni çok seviyoruz”, “Tayland’lı Barış Severler” gibi pankartlar da bu benzerlikleri doğrular nitelikte. Her ne kadar Barış Manço’nun son bestesinin “Osmanlı’nın 700. Yıl Kutlamaları” için olduğu söylense de, bizce Barış’ın son bestesi cenazesinde her yaştan, her kesimden insanı bir araya getirmesi oldu. 80’lerde yazılmış “Lahburger”in îmâ ettiği sentez görülüyordu manzarada. Ceylan bakışlı “lahmacun”la arslan yürekli “burger”in birlikteliği; tekbir ve alkış yanyanaydı bu cenazede. Ama en önemlisi;


Tarihinde Fatih C. Tarafindan Yazildi.

#Aksiyon



Bunlarda ilginizi çekebilir



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*