Nejat Daş olayının perde arkası

Nejat Daş olayının perde arkası

İspanya, ünlü uyuşturucu kaçakçısı Nejat Daş’ı yedi yıldır Türkiye’ye iade etmiyor. İltica talebi de reddedilen ama İspanya’da kalmasına göz yumulan Daş, acaba Malatyaspor eski Başkanı Nurettin Güven’in İngiltere macerasına benzer bir olayın kahramanı mı oluyor?

“Babam Şeyhmus Daş, karanlık güçlerin siyasi bir cinayetine kurban gitti. Türkiye’ye iade ederseniz aynı şekilde beni de öldürürler. İltica talebinde bulunuyorum.”

Bu sözler, 10 yıl önce cezaevinden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki duruşmasına getirilirken firar eden, firarından sonra gıyabında uyuşturucu kaçakçılığı suçundan 30 yıl hapis cezası alan Nejat Daş’a ait.

Firarından sonra dünyanın pek çok ülkesini dolaşıp sonunda İspanya’da karar kılan Nejat Daş, 1997’den beri İspanya’daydı. İspanya’da olduğunun öğrenilmesi ile birlikte de Türkiye, iade edilmesi için İspanyol makamlarına resmen başvurdu. Ancak İspanya, Nejat Daş’ın yukarıdaki sözlerini gerekçe göstererek, Türkiye’nin iade talebini bugüne kadar sürüncemede bıraktı. Daş’ın iltica talebini de reddettiler, ama uzunca bir süre cezaevinde tuttukları Daş’ın İspanya’da kalmasına da çeşitli hukuki prosedürleri gerekçe göstererek göz yumdular.

Derken, 21 Aralık 2003 günü İspanya’nın Malaga kentinde sürpriz bir gelişme yaşandı. Nejat Daş’ın 70 kilogram eroinle yakalandığı ve tutuklandığı açıklandı. İspanyol gazeteleri, yıllar önce Urfi Çetinkaya ve arkadaşlarına yapılan operasyondan sonra attıkları başlıkları yeniden kullandılar. Nejat Daş’ın yakalanması ile İspanya’daki Türk mafyası tamamiyle çökertilmişti!

Nurettin Güven örneğinin hatırlattıkları

Bu gelişmenin Türkiye’den dikkatle izlenmesi doğaldı. Çünkü bir süredir Avrupa’daki çeşitli cezaevlerinde tutuklu bulunan bazı Türk kaçakçıların; “itirafları” karşılığında serbest bırakılıp dışarıdaki faaliyetlerini kontrollü bir şekilde sürdürdükleri haberleri gelmekteydi. Bu ülkeler, önüne geçemedikleri uyuşturucu trafiğini hiç olmazsa kontrol altında tutmak için Türk kaçakçılarla bu yeni işbirliği modelini geliştirirken, Türkiye’nin bundan rahatsızlık duyması doğaldı. Nitekim bir Narkotik yetkilisi, bir Orta Avrupa ülkesinin ismini vererek, “Ne zaman bir uyuşturucu işinde bir vatandaşları olduğu ortaya çıksa, operasyonun Türkiye’de yapılmasını ve malın Türkiye’de yakalanmasını istiyorlar. Oysa bizimle kontrollü teslimat sisteminde işbirliği yapsalar, malın oradaki suç ortakları da yakalanır” demekteydi.

Yine yakın zamanda İngiltere’de yaşanmış olan bir “Nurettin Güven vakası” vardı. Türkiye’den kaçan Malatyaspor eski Başkanı Nurettin Güven, Londra’daki evine havadan helikopterle inen İngiliz SAS komandolarının şov gibi operasyonuyla yakalanıp birkaç ay cezaevinde tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Üstelik Fransız Mahkemesi’nin uyuşturucu kaçakçılığından verdiği 16 yıllık hapis cezası kararı ortadayken İngiltere Güven’i Fransa’ya da vermiyordu. İster istemez akla, “Acaba Güven İngiliz polisine Türkiye hakkında hangi kıymetli bilgileri verdi ki bu kadar el üstünde tutuluyor?” sorusu gelmekteydi. Bu gelişmelerden sonra, özellikle mahkemelerde geçmişteki büyük uyuşturucu dosyalarını almasıyla tanınan Avukat Ekrem Marakoğlu’nun dile getirdiği, “Bütün büyük uyuşturucu operasyonlarında hiçbir zaman Avrupalı suç ortakları sanık olarak ortaya çıkarılamadı” tezi Emniyet çevrelerinde giderek daha fazla taraftar bulmaya başladı.

O ve babasının eski İspanya seyahatleri

Nejat Daş olayının yeni bir Nurettin Güven vakasına dönüşüp dönüşmeyeceğini görmek için, Daş’ın hikayesine en baştan başlamak gerekiyor. Çünkü onun ve Akdeniz’de 14,5 ton uyuşturucu ile yakalanan Lucky—S gemisi olayının başaktörlerinden babası Şeyhmus Daş’ın İspanya maceraları çok eskilere dayanıyor. Örneğin Nejat Daş’ın daha 20’li yaşlarında iken en az altı tane, babasının ise sekiz tane İspanya seyahati olduğu biliniyor. Daş, 1993’te İstanbul’daki sorgusunda bu seyahatlerini şöyle anlatıyor:

“Babam tarafından gerçekleştirilen uyuşturucu madde satışından elde edilen paraların yurtdışından transferi için defalarca görevlendirildim. Bu tarihten bir yıl evvel (1992) babamın isteği üzerine İspanya’ya göndermiş olduğu uyuşturucuların parasını getirmeye gittim. İspanya’ya, para transferi için beş, altı sefer yaptım. Orada Diego isimli bir şahıs benim kaldığım Escada Apartementos oteline gelip parayı veriyordu. Bu paraları, Hollanda’da bulunan kız arkadaşım Christan Bars ile birlikte Türkiye’ye hava yolu ile valizler içerisinde getiriyorduk. Yukarıda söylediğim gibi tüm bu işleri babamın isteği doğrultusunda yapıyordum. Benden ayrı olarak bizzat babam kendisi, yedi, sekiz defa aynı sistemle İspanya’dan uyuşturucu parası getirmiştir.”

Karaçi’de Büyük Hacı ile buluşması

Nejat Daş’ın uyuşturucu âleminde çok genç yaşlarda bir aktör haline gelmesi ve henüz 27 yaşında iken 1993’te Karaçi’deki İnter Continental otelinde yapılan tonlarca uyuşturucunun pazarlık görüşmelerine katılması babası sayesinde oldu. 1992 yılının Ocak ayında Akdeniz’in uluslararası sularında Türk ve Amerikan polisinin ortak operasyonuyla Lucky—S gemisinde yakalanan 11 ton esrar ve 3,5 ton baz morfinin baş organizatörü babası Şeyhmus Daş’tı. Bu uyuşturucunun Pakistan’daki patronu pozisyonundaki “Büyük Hacı” (Farsçası Bizurg Hacı) lakaplı kişi ile babası arasındaki “kurye” görevini doğrudan o yapmıştı. Karaçi’ye gelerek Continental oteline yerleşmişti. Babası Şeyhmus Daş İstanbul’dan onu her aradığında o da Büyük Hacı’yı aramakta, Büyük Hacı’nın şoförü arabasıyla gelip onu otelden almakta, Büyük Hacı’nın evine geldiklerinde onun babasıyla yapacağı görüşmede tercümanlık (İngilizce) yapmaktaydı. Babası da birkaç sefer Karaçi’ye geldiğinde yine onun Büyük Hacı ile yaptığı görüşmelerde hep o da vardı.

Hatta Türkiye’den Karaçi’ye gelen Lucky—S gemisine ilk uyuşturucu yüklenmesi girişimi başarısız olunca İstanbul’dan arayan babası Şeyhmus Daş sinirlenmiş ve Büyük Hacı’ya aynen şunları söylemesini istemişti: “Oğlum Hacı’ya söyle, malı verecekse gemiyi Aden Körfezi’nde bulup geri göndereceğim. Bu işi uzatmasın.” Babası Şeyhmus Daş’ın tedirgin olması doğaldı. Çünkü, en başta milyon marklık rakamlarla kendi parasını bu işe yatırmıştı. Onun haricinde Halil Havar, Hacı Çapan gibi kişiler de bu büyük sevkiyatın ortakları arasındaydı. Onlar da büyük paralarla bu işe girmişlerdi. Uyuşturucunun getirilemeyişi ya da yolda başına bir iş gelmesi bütün konsorsiyum ortakları için bir yıkım olacaktı.

Sonuçta gemi uyuşturucu yükünü alıp İstanbul’a doğru yol alırken, Şeyhmus Daş İstanbul’da beklenmedik bir saldırıya uğradı. 25 Aralık 1992 akşamı İstanbul’da kendi kullandığı otomobili ile yanında eşi ve iki kızı olmak üzere bir düğüne giderken çapraz ateşe tutuldu. O olay yerinde ölürken eşi yaralandı. Şeyhmus Daş’ın o akşam İstanbul’da kimlerin saldırısına uğradığı bugüne kadar gün yüzüne çıkmadı. Ancak Daş’ın uyuşturucu paylaşımında iki büyük kanat arasında yaşanan bir hesaplaşmanın kurbanı olduğu açıktı. Nejat Daş’ın, babasının ölümüne, “Siyasi bir cinayete kurban gitti” yorumunu getirmesinin sebebi buydu. Şeyhmus Daş’tan kısa bir süre önce bir başka cinayet daha yaşanmıştı. Sahibi olduğu Kısmetim—1 gemisini 3 ton uyuşturucuyu getirmek üzere Karaçi’ye göndermiş olan Osman Ayanoğlu öldürülmüştü. Kısmetim—1’deki uyuşturucu da bir konsorsiyuma aitti ve ortakları arasında Osman Ayanoğlu, Şeyhmus Daş, Hüseyin Baybaşin gibi isimler vardı.

Babasının yarım kalan işlerini

tamamlayan adam

Lucky—S ve Kısmetim—1 gemilerindeki 17,5 ton uyuşturucunun davaları İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görüldü. Sorgularında, “Benim bu işlerle alâkam yok. Babamın yarım bıraktığı işleri bitirmek zorunda kaldım” diyen Nejat Daş, davalar sürerken 1994’te firar etti. Ancak davalar onun yokluğunda sürdü ve toplam 30 yıl hapis cezası aldı. Geçen on yıl içinde firarda olmasaydı, infaz kanunları gereği cezasını bitirmiş olacaktı. Nitekim Lucky—S davasının sanıklarından Halil Havar, 30 yıllık cezasını bitirip geçtiğimiz günlerde cezaevinden çıktı. Çünkü infaz mevzuatı gereği ağır suçlarda cezanın çekilecek maksimum sınırı 24 yıl oluyor. Ceza bu şekilde 24 yıla inince bu 24 yılın tamamı cezaevinde geçirilmiyor.

Firarından sonra Kanada ve Romanya gibi bazı ülkelerde dolaştığı bilinen Daş, sonunda İspanya’ya yerleşti. Daş’ı Türkiye’ye vermeyen İspanya, 1997’de Madrid’de 14 kilo eroinle yakalandığını açıklayıp onu tutukladı ve cezaevine koydu. Altı yıl cezaevinde tutulan Daş’a, “700 bin euro kefalet öde serbest kal” önerisi yapıldı. Ancak Daş, yaptığı pazarlık sonucunda bu kefalet miktarını 100 bin euroya kadar indirerek mayıs ayında serbest kaldı. İlginç olan altı yıl boyunca cezaevinde tutulan Daş’a İspanyol Mahkemesi’nin hiç ceza vermemesiydi.

Nejat Daş, bu şekilde serbest kaldıktan sekiz ay sonra 21 Aralık 2003 günü bu sefer 70 kilo eroinin sahibi olarak suçlanıp tutuklanınca, cezaevinden aradığı annesi Ayhan Daş’a, “Merak etme, suçsuzum. İspanyol polisi bana komplo kurdu” dedi. Eşi Hanife Daş’ın iddiasına göre de o gün çocukları ile birlikte dışarıya gezmeye çıktılar. Nejat Daş bir kart almak amacıyla arabadan inip bir yere girdiğinde polis tarafından gözaltına alındı.

Gazi Erdil olayı

İspanya’da Matador unvanını alan ve kendi deyimiyle bu ülkede İspanya Kralı kadar meşhur olan Urfi Çetinkaya’nın Türkiye’de tutuklanmasından sonra, İspanya uyuşturucu piyasasında Nejat Daş’ın güçlendiği hatta bu piyasayı ele geçirdiği öne sürülüyor. Ancak şimdilik Narkotik çevrelerinde bu görüş ihtiyatla karşılanıyor. Aynı çevreler, Nejat Daş olayının ikinci bir “Nurettin Güven vakasına” dönüşeceğine de şimdilik ihtiyatla yaklaşıyor. Nurettin Güven’in geçmişte yaşadığı derin ilişkileri sebebiyle çeşitli konularda çok fazla bilgi sahibi olduğu, ancak Daş’ın ilişkilerinin daha sınırlı kaldığı belirtiliyor. Fakat Nejat Daş’ın İspanya macerasının hangi boyutlara ulaşacağını ve nasıl sonuçlanacağını şimdilik onlar da kestiremiyor. Emniyet Genel Müdürlüğü, Daş’ın İspanya’daki bu son yakalanışının cezasını çekmesinden sonra Türkiye’ye iade edilmesi için yeniden girişimde bulunulacağını açıklarken, Daş’ın yedi yıldır neden iade edilmediği sorusunu kimse cevaplandıramıyor.

Bazı Batılı ülkelerin bitirilmesi mümkün olmayan uyuşturucu trafiğinde hiç olmazsa trafiğin içindeki bazı etkin isimleri kontrol altına almak suretiyle bu işin üstesinden gelme politikasına yöneldikleri son yıllarda sıkça vurgulanıyordu. Örneğin, dört yıl önce Uğur Dündar’ın Arena programına çıkan dönemin Emniyet Kaçakçılık Daire Başkanı Emin Arslan, Nurettin Güven ve Hüseyin Baybaşin’in bazı Batılı ülkelerce kontrol altında tutulduklarını ima etti. Bu konudaki en çarpıcı gelişmelerden biri de Urfi Çetinkaya operasyonunda yaşandı. Çetinkaya organizasyonunun İspanya’daki bütün irtibatı ve gelen uyuşturucuların alıcısı konumundaki Gazi Erdil Hollanda’da yakalanınca, İspanya bu kişinin iadesini istemedi ve Hollanda’dan teslim almadı. Bunun üzerine Hollanda, 15 gün içinde Gazi Erdil’i serbest bıraktı.


Tarihinde Fatih C. Tarafindan Yazildi.

#Aksiyon



Bunlarda ilginizi çekebilir



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*