DOSYALAR

Üşüyorum, kapama gözlerini!

Üşüyorum, kapama gözlerini!

Ahmed Arif’in ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ kitabındaki şiirlerin önemli bir bölümünün temmuzda kaybettiğimiz ünlü yazar Leyla Erbil’e yazıldığı ortaya çıktı. Arif’in Erbil’e yazdığı mektuplar “Leylim Leylim”
isimli kitapta toplandı.

‘Elinde tahta bavulu, sırtında çarşafsız yorganı, sağında solunda iki polis memuru ile Ankara garında trene binmiştir. Bileklerinde annesinin nakışlı mendili misali kelepçe. Paramparça bir canla Eskişehir üzerinden İstanbul’a uzanmakta yolu… Tren Eskişehir’de duruyor, iki köylü biniyor, biri erkek, öteki kadın. Kadın bakıyor dışarıda delikanlı bir bahar, yanında iki polis arasında bir yiğit… Soruyor bir ara: ‘Suçun ne evladım?’ Ne desin? Şiirinden başka bir suçun gölgesi düşmemiş ki künyesine… ‘Sevdadır’ diyor kısaca. İşte bu sevdanın bir adı da Ahmed Arif idi.” Refik Durbaş, bir yazısında şairi anlatmaya böyle başlıyor. Bu uzun alıntıyla yazıya girdik çünkü Ahmed Arif’in (1927-1991) hayatının kısa özeti gibidir bu sahne. Mahkemeler, sürgünler, hapis hayatı ve bütün ömrü boyunca yazılmış 30’a yakın şiir... Yayımladığı tek kitap hâlâ Türk şiirinin burçlarının en tepesinde. Kasım 1968’de yayımlanan “Hasretinden Prangalar Eskittim”, bugün 60’tan fazla baskısı yapılmış bir kült kitap. Şiirleri dün olduğu gibi bugün de mağlupların, mahzunların, âşıkların dilinde: “Terk etmedi sevdan beni / Aç kaldım, susuz kaldım / Hayın, karanlıktı gece / Can garip, can suskun / Can paramparça… / Ve ellerim, kelepçede / Tütünsüz uykusuz kaldım / Terk etmedi sevdan beni...”

Ahmed Arif, şiirleri hep dillerde, ezberlerde olsa da o ölçüde hakkında yazı yazılmış bir şair değil. Ahmed Arif’le ilgili bilgilerimizin en önemli kaynağı, Refik Durbaş’ın “Ahmed Arif Anlatıyor” ve “Cemal Süreya’ya Mektuplar” kitabı… Bu kitaplarda da aşkları ve sevdaları hakkında fazlaca konuşmaz Ahmed Arif…

Bu hafta piyasaya çıkacak olan “Leylim Leylim- Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar” kitabı ise Ahmed Arif ve şiiri -sevdası- hakkında sis perdesini aralıyor. Mektuplar edebiyat tarihçilerine önemli bir kaynak sunuyor. Yazıldıkları dönemin entelektüel ve yayın ortamını, Ahmed Arif’in sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, iç dünyasını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Büyük bir aşkla okunan şiirlerin esin kaynağını artık biliyoruz: “Gitmek / Gözlerinde gitmek sürgüne / Yatmak / Gözlerinde yatmak zindanı / Gözlerin hani…” Türkçenin en güzel dizelerinden biri olan “Üşüyorum kapama gözlerini” diye seslenilen sevgilinin ve şiirlerinde geçen “Leyli’nin Leyla Erbil olduğunu mektuplardan öğreniyoruz.

Bu yazışmaların bir hikâyesi var. Kitabı yayına hazırlayan Ruken Kızıler, mektuplarla karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Beş yıl öncesi. Bir sohbetimizde Ahmed Arif’le uzun yıllar mektuplaştıklarından söz etmişti. Ve bu mektuplar çalışma masasının alt rafında yıllardır bekliyordu. Pembe karton bir dosyanın içinde, çoğu zarflarıyla korunmuş mektuplar… Kâğıtlar çoktan sararmış, kat izleri derinleşmiş de olsa hâlâ rahatça okunabiliyorlardı…”

Leyla Erbil’de ilk başlarda bu mektupların kitaplaşması hakkında “Ben öldükten sonra” fikri hâkimdir. Daha sonra ise bu fikrinden vazgeçer. Ahmed Arif’in oğlu Filinta’nın da oluru alınarak mektupların kitaplaşması serüveni başlar. 19 Temmuz 2013 günü hayata gözlerini yuman Leyla Erbil, kitabı göremez ama o mektupların kitaba dönüşme heyecanını yaşar.

Kitapta 1954-1959 arasında gönderilmiş Ahmed Arif’in mektuplarına yer veriliyor. 1977’de yazılmış son bir mektup da kitaba ilave edilmiş. Leyla Erbil’in Ahmed Arif’e yazdığı mektupların akıbeti ise bilinmiyor.

Mektuplaşmaların başladığı tarihte Ahmed Arif 27 yaşındadır. Şiirleri yayımlandığı dergilerde büyük bir ilgiyle karşılanmaktadır. Leyla Erbil ise yazıya, şiire hevesli, 23 yaşında bir genç kızdır. Başından kısa bir evlilik geçmiştir. Kitapta 60’tan fazla mektup var. İlk mektup 5 Mayıs 1954’te Bismil’den gönderilmiş. “Leyla, zalım Leyla” diye başlıyor ve “Senin” diye bitiyor. İlk mektuplarda Leyla Erbil ya da “Leyli” sevgilidir. Ahmed Arif kör kütük bir âşık... Aşkına karşılık bulma umuduyla ya da hayata tutunabilme güdüsüyle yazmıştır…Leylâ Erbil ise bu mektuplaşmalarda dostluk sınırını çizmiş ve bu sınırı gün geçtikçe derinleştirmişti. Ahmed Arif’in de bu konumu kabullendiği mektuplardan anlaşılıyor. “İlk sen mağlûp ettin beni” diyerek yenilgiyi kabullenmiştir şair ve Leyli’sine şöyle seslenmektedir: “Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok.”

Zaman içinde sevgili Leyli’sine “Selâm sana, altın yürekli dostum benim” diye hitap edecek fakat yanmaktan hiç vazgeçmeyecektir: “Sık sık mektubunu okuyorum, hoşuma gidiyor. Dinç ve umutlu oluyorum. Ne bileyim, tiryakilik diyeceğim ama öyle de değil. Hiçbir şekilde başkaca, giderilemeyecek bir susamam var, işte onu gideriyor, sarıyor… Bir ayağı karakolda bir ayağı mapuslarda bir oğlan. Tembel hem de. Serseri hem de. İşi gücü sevmek, yanmak ve yanmak. Ama ben gene seni sevecektim, gene sana yanacaktım.”

Ahmed Arif’in 1950 ile 1960 arası hayatı, siyasal inançları nedeniyle tutuklamalarla, sürgünlerle, cezaevi günleriyle geçmiştir. Mektuplaşmalar tam da bu günlere rast geliyor. Birçok şiir de ilk kez Leyla Erbil’in okuması için gönderilmiş, ona ithaf edilmiş. “Suskun” ve “Unutamadığım” şiirleri Leyla Erbil’e hediye edilmiş. “Suskun” şiirine Ahmed Arif şöyle bir not da düşmüş: “(Leyla Erbil ikinci evliliğini yapmıştır) Leyli’m ben fakir bir şairim. Bunu düğün hediyesi say. Zaten bunu sana yazdım gibi bir şey.”

Mektuplar sayesinde birçok yeni bilgi de öğreniyoruz. 1954-55 yıllarında Leylâ Erbil ve Ahmed Arif birlikte yayımlayacakları bir şiir kitabı üzerinde çalışıyorlar. Ahmed Arif kitaba “Suskun” adını vermeyi öneriyor. 6 Eylül 1955 tarihli mektupta Ahmed Arif’in “Kürdün Gelini” adlı bir roman kaleme aldığı aktarılmış: “Kürdün Gelini diye bir roman yazdım. Baktım çok trajik. Yırttım, attım. Yeniden daha bir aydınlık anlatıma varınca yazıcam.” Yine Ahmed Arif ilk şiir kitabını Leylâ Hanım’a adayacağını şu sözlerle dile getiriyor: “Sevgili canım, olağanüstü bir aksilik olursa, kitabım sana kalsın. Adını ‘Uy Havar’ yahut ‘Suskun’ koymakta serbestsin.”

Son mektup, 1977 yılında yazılmış. “Leylim” diye başlıyor yine. Erbil’in o günlerde yayımlanan öykü kitabından söz ediyor: “Eski Sevgili’yi roman boyutlarında ele alabilirdin. Gene de çok güzel. Adını bana danışsaydın. ‘Eski’ yerine ‘Ölümsüz’ ya da ‘Sonsuz’ olmasını isterdim.” Bu mektubu okuduktan sonra Leyla Erbil’in “Eski Sevgili” kitabına yeniden göz attım. Bu kitaptaki son öyküde Ahmed Arif’in dizeleri yer alıyor: “Bu namustur / Künyemize yazılmış / Bu da sabır / Ağulardan süzülmüş / Sarıl bunlara / Sarıl da büyü…” Bu mektuplardan sonra Leyla Erbil’in kitaplarında, mesela Eski Sevgili ve Mektup Aşkları’nda, belki yeniden bir kazı yapmak gerekiyor.

Son söz olarak, “Leylim Leylim” için Ahmed Arif’in “kara kutusu” diyebiliriz. Şiirlerin nasıl uç verdiği, şairin yaşadığı sıkıntılar, sürgünler, dönemin şartları hepsi bu mektuplarda. Kitap “kırık bir aşk hikâyesi” olarak da okunabilir, çileli bir şairin yaşam mücadelesi olarak da...

ÖNERİLEN YAZILAR